Ama çok azı, Japonya’nın mahkumların dondurulduğu, canlı canlı otopsi yapıldığı ve ölümcül salgınlarla enfekte edildiği gizli laboratuvarı Birim 731’i bilir.

Bu vahşetin merkezinde, insanları deney faresi gibi kullanan Dr. Ishii vardı. İşte onun suçları ve adaletten nasıl kaçtığının hikayesi:

Shirō Ishii, 1892’de Japon soylu ailesinde doğdu.

Mikrobiyoloji alanında doktorasını aldıktan sonra Japon İmparatorluk Ordusu Tıp Birliği’nde yükseldi. Ama Ishii’nin tek derdi tıp değildi. O aynı zamanda mutlak gücün peşindeydi..

1925’te Cenevre Sözleşmesi biyolojik silahları yasakladı. Ama Ishii bunu, biyolojik silahların ne kadar etkili olduğunun kanıtı olarak gördü.

Askeri destekle Birim 731’i kurdu. Kağıt üzerinde bir salgın hastalık araştırma laboratuvarıydı. Gerçekte ise bir insan mezbahasıydı.

Mançurya’nın Harbin kentinde kurulan Birim 731, II. Dünya Savaşı’nın en acımasız ölüm kamplarından biriydi.

Kurbanlar; Çinli siviller, Amerikalılar, Müttefik savaş esirleri, Koreliler, Moğollar ve hatta kadınlar ile çocuklardan oluşuyordu..

İçeride yaşanan dehşetlerden bazıları şunlardı:

Mahkumlar, hastalıkların(Veba, frengi ve şarbon gibi ölümcül) organlar üzerindeki etkisini incelemek için canlı canlı kesilip biçildi.

Hastalık vücuda yayıldığında, doktorlar mahkumları anestezi kullanmadan keserek etkilerini anlık olarak inceledi.

Deneyler bittikten sonra kurbanlar yakıldı, gömüldü ya da daha fazla inceleme için parçalandı.

Donmuş savaş koşullarına dayanıklılığı test etmek isteyen Ishii, mahkumları dondurucu soğuklara maruz bıraktı.

İshii, hastalıkları kitlesel imha silahına dönüştürmek istiyordu.

Hıyarcıklı veba taşıyan pireler uçaklardan Çin köylerine bırakıldı. Zehirlenmiş yiyecek ve su kaynakları sivillere verildi, hastalıkların yayılma hızı test edildi.

Ishii, biyolojik silahları büyük ölçekte test etmek istiyordu. Bu sebeple Japonya, Çin’in kasabalarını hedef aldı. Uçaklar, kolera ve tifüs bombalarını köylere bırakmıştı. Su kaynakları antrasit, dizanteri ve veba bakterileriyle kirletildi.

Birkaç gün içinde tüm bu kasabalar yok oldu.

Japonya 1945’te teslim olduğunda, Ishii izlerini silmek zorunda olduğunu biliyordu.

Birim 731 imha edildi, geriye kalan tutuklular öldürüldü ve tüm kanıtlar yok edildi.

Sovyetler Birliği, onu savaş suçları için yargılamak istiyordu. Ancak ABD, onunla farklı bir anlaşma yaptı. Ölümcül silahları karşılığında, ABD ona tam koruma sağladı.

Sonuç olarak Amerikan Hükümeti, Birim 731’in suçlarına dair tüm kanıtları gizlemiş, Ishii bir gün bile hapis yüzü görmemişti.

Bu vahşetin mimarı, Japonya’da 1959’da kanserden öldü ve tarihte yapanın yanına kar kaldığı en acımasız olaylardan birisi oldu…

Markanızın hikâyesini birlikte anlatalım mı? Anecdote Collab →