O, halkın oylarıyla seçilmiş ilk Marksist devlet başkanıydı ve Şili’de eşitlikçi bir düzen kurmaya kararlıydı. Ancak bu, ABD’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü bir bölgede büyük bir tehditti.
Washington, Latin Amerika’da yeni bir Küba ve başka bir Fidel daha görmek istemiyordu.
Allende, gelir dağılımını dengelemek için radikal reformlar başlattı. Bakır madenlerini millileştirdi, büyük toprak sahiplerinden alınan arazileri yoksul çiftçilere dağıttı, sağlık ve eğitim hizmetlerini genişleterek ücretsizleştirdi.
Ancak bu politikalar, hem Şili’nin büyük sermaye sahiplerini hem de Amerikan çıkarlarını tehdit ediyordu.
CIA, Şili’de istikrarı bozmak için ekonomik sabotajlara ve propaganda operasyonlarına girişti. Ve devamında o gün geldi, 11 Eylül 1973…
General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri cunta kuvvetleri, Moneda Sarayı’na saldırdı.
Allende bombardıman altındaki sarayda; silahını eline almış ve teslim olmak yerine, halkına veda ederken şu sözleri söylemişti:
“Demokrasiye olan sadakatimi savunarak burada kalacağım.”
Son ana kadar çarpışan sosyalist lider sarayda can vermişti..
Darbe sonrası Şili, bir kâbusa dönüştü. Binlerce muhalif gözaltına alındı, işkence gördü, kayboldu ya da öldürüldü.
Pinochet, 17 yıl boyunca ülkeyi demir yumruğuyla yönetti. Serbest piyasa politikalarıyla ekonomiyi yeniden yapılandırdı ama bu, yoksulluğun ve eşitsizliğin derinleşmesi pahasına oldu.
Ancak 1988 yılına gelindiğinde, Şili halkı bir tercih yapmaya zorlandı: Pinochet’in 8 yıl daha iktidarda kalmasını kabul mü edeceklerdi, yoksa ona “Hayır” mı diyeceklerdi ?
İşte o noktada tarihin en yaratıcı ve cesur kampanyalarından biri başladı: NO yani Hayır kampanyası.
Askeri rejimin baskısı altında insanlar korkuyordu, ancak kampanya korku yerine umudu anlattı. Şili’nin geleceği gri ve karanlık değil, renkli ve neşeli bir şekilde sunuluyordu. Şili’de hayatın yeniden güzel olacağı anlatılıyordu. Kampanyada renkli spotlar, gülen yüzler, özgürlüğü ve demokrasiyi vaat eden şarkılar vardı..
Tüm bunların sonucunda seçim günü gelmiş, baskı ikliminde yaşayan Şili halkı, Pinochet’e “Hayır” demişti.
O gece demokrasi kazandı. Pinochet’nin elinde hâlâ güç vardı ancak halkın iradesi artık daha güçlüydü. Şili, yıllar süren karanlığın ardından demokrasiye geri dönüyordu.
Bu sadece bir seçim değildi, bir halkın korkuyu yenip geleceğini geri alışının hikayesiydi.
Markanızın hikâyesini birlikte anlatalım mı? Anecdote Collab →

Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yorum yazmak için giriş yapın.